10 Nisan 2015 Cuma

Oğuz Gençay ile Röportaj

İstanbul Drama Sanat Akademisi öğrencilerinden Oğuz Gençay'a benle yaptığı bu röportaj için teşekkür ediyorum. Kendisinin de izniyle burada yayınlıyorum.


1) Doğduğunuz ve çocukluğunuzu geçirdiğiniz yerden bahseder misiniz ?

Eskiden adı Yugoslavya olan bir ülkenin bir bölgesi olan Kosova'nın Mitroviça kasabasında doğdum. Çocukluğumu orada, Osmanlı yapısı, surlarla çevrili, geniş bahçeleri olan tarihi bir evde geçirdim. Dede, babanne, baba, iki amca, yengeler, kardeşler, kuzenler, misafirler hep beraber aynı evin içinde yaşardık. Ülkenin düzeni sosyalist düzendi. Ne çok zengini ne de çok fakiri vardı. Paradan çok bilgiye ve ustalığa değer verilirdi.



2) Müzik ile uğraşmaya nasıl başladınız ?

Büyüdüğüm evle aynı sokakta kasabanın müzik okulu vardı, ailem de müziği çok severdi, evde çokça müzik dinlenirdi ve enstrumanlar da mevcuttu. Şartlar uygundu ve ailem de beni buna teşvik etti.



3) Ailenizde başka müzik ile uğraşan var mıydı?

Evet. Sonradan benim götüreceğim kadar profesyonel dereceye götürmeseler de, babam trompet amcam ise saksafon çalardı. Kasabanın "big band" jazz orkestrası vardı. Provalarını bizim sokaktaki müzik okulunda yaparlardı. Babam ve amcam o orkestrada çalardı.



4) Ailenizin müziği seçmenizdeki etkisi nedir ?

Ailemin müziği seçmemde etkisi çok büyüktür. Sadece başlamamda değil, bütün süre boyunca verdikleri destekle de. Her anne baba gibi onlar da evlatlarının gelecekleri için endişe etseler de, bana inançlarını ve desteklerini hiçbir zaman esirgemediler.



5) Ailenizin sizin hakkınızda müzik hariç başka düşünceleri var mıydı ?

Mutlaka üniversite bitirmemi istiyorlardı. Hiç unutmam, babam hep "1 okul, 2 müzik" derdi. Benim müzik konusundaki ciddiyettimi gördükçe bir süre sonra "1A okul, 1B müzik" demeye başladı. En sonunda "tamam anlaşıldı, müzisyen olacaksın ama n'olur şu üniversiteyi yarım bırakma" ya geldik.



6) Müzik dışında uğraşmak istediğiniz başka bir meslek var mıydı ?

Evet vardı ama onu burada söyleyemem.

7) Okuduğunuz okullar nelerdi ?

Eski Yugoslavya'da ilkokul ve ortaokul, ilkokul adı altında birleşikti, tıpkı şimdilerde Türkiye'de de birleştiği gibi. Toplam 8 yıl ilkokul, 4 yıl lise ve 4 yıllık üniversiteyi (İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema Bölümü) 8 yada 9 yılda okudum.



8) İlk konserinizi nerede verdiniz ? Yanınızda biri var mıydı ?

İlk konserimi 1988 yılında Kosova Mitroviçası Geleneksel Rock Festivalinde verdim. Yanımda grup arkadaşlarım vardı. TAMA isminde bir gruptuk. Bateri, bas, elektrik gitar, ve klavyemiz vardı. Yanılmıyorsam önceleri bateristimiz şarkı söylüyordu, sonra bir şarkıcımız oldu.



9) İlk albümünüzü ne zaman ve kiminle çıkardınız ?

İlk albüm sayılabilecek 3 yada 4 şarkılık kayıtlarımızı yine Kosovada, Priştine şehrindeki stüdyoda kaydettik. Yıl 1990 yada 1991 olabilir. O sıra grubumuzun adı artık Horoskop olmuştu. Şarkılar Kosovanın yerel radyo ve televizyonlarında yayınlandı ve liste başı oldu.



10) Kıraç ile çalışmaya nasıl başladınız ?

1992 yılında üniversite okumak üzere İstanbul'a geldim. Bir taraftan okurken, bir taraftan müzik sektöründeki daha az yada daha fazla önemli çeşitli insanlarla tanıştım. Bir süre sonra Moğollar grubunun efsanevi davulcusu Engin Yörükoğlu'nun barında çalmaya başladım. Orada basçıları Taner Öngür ile tanıştım. Taner Öngür beni, o sıra stüdyosunda tonmaisterlik yaptığı Fuat Güner ile tanıştırdı. Derken FT stüdyolarında çırak olarak tonmaisterlik ve stüdyo müzisyenliğine de başladım. Zamanla stüdyoda hem çok sevilen işler yaptım hem de müzisyenlik ve tonmaisterlik becerilerimi iyice geliştirdim. 2000 yılında İstanbul'da bir dönem BRT televizyon kanalında Performans adlı müzik programının tonmaisterliğini yapıyordum. Programa gelen sayısı kabarık konukların arasında Kıraç da vardı. Daha önce yaptığım işleri de duymuştu, o gün orada yaptığımız işten de memnundu, bana sıradaki albümünü kaydetme işini teklif etti. Böylece Kıraç'ın Zaman albümü ortaya çıktı.



11) Kıraç'tan önce başka gruplarla çalıştınız mı ?

Evet. Bendeniz, Sibel Tüzün, Deniz Arcak, Teoman...



12) Hiç kendi stüdyonuz oldu mu? Olduysa kimlerle müzik yaptınız ?

Evet oldu. Şişli'de Stüdyo 74. Teoman, Mansur Ark, GMG, Feridun Düzağaç, Objektif, Funda Arar, Nilgül, Bertuğ Cemil vs....   Daha sonra stüdyoyu ufaltıp evimdeki odama taşıdım.




13) En çok dinlediğiniz müzisyenler kimlerdir ?

Çocukluk yıllarımda o eski kasetçalarda en çok çalan albüm sanırım Lionel Richie'nin "Can't Slow Down" albümüdür. Şu meşhur Hello şarkısının olduğu albüm. O albümde "Running With The Night" şarkısında bir gitar solo vardı ki, beni benden aldı.

Yeri gelmişken değinmeden geçemeyeceğim; o yıllarda albümlerde çok az makina çok daha fazla müzisyen çalardı. Dünyanın en iyi müzisyenlerinin ustalıklarını göstermelerine yer verilirdi. Şarkıcıların yanında çeşitli enstruman ustalarından müthiş sololar duyardık. Ne var ki, hal böyleyken bile albümlerin kaset ve plağa basılmış versiyonlarında bu sözkonusu sololar mevcut iken, aynı şarkıların tv klipleri ve radyo versiyonlarında ne yazık ki bu bölümler kesintiye uğrarlardı. Ya spiker tam solo çalarken konuşmaya başlardı, yada parçanın o kısmı editle kesilip atılırdı. Bu duruma çok kızardım. Radyo'da yada TV'de parçaya rastlayıp, o müthiş soloları duyacağım diye beklerken, çokça hevesim kursağımda kalırdı. Yıllarca süren sıkıntılı çalışmaların sonucunda meydana gelen o usta enstrumanistlerin eserlerini duymayı beklerken, spikerin laubali ve boş konuşmasını her duyduğumda, yapabilsem ağzının ortasına bir tane çakasım gelirdi.

Enstruman çalışını ustalaştırma yolunda çalışan birisi olduğum için, öylesi bir soloyu çalmanın, birkaç satır şarkıyı söylemekten çok daha fazla emek ve zaman istediğini iyi biliyordum. İnsanların neyin değerli olduğunu ölçerken korkunç hata yaptıklarını düşünürdüm. Halen daha öyle düşünüyorum. Bu günlerde durumu daha da vahim görüyorum. İnsan soyu olarak yanlış yere değer verdiğimiz şeyler o boyuta geldi ki, kendimizi yok etmeye doğru gidiyoruz. Örneğin, yüz binlerce ışık yılı çapta eşi benzeri bulunmayan ve var olmamız için yaşam şartlarını sağlayan bu yegâne gezegeni maddi kâr elde etmek adına hızla mahvetmemiz gibi. Korkunç yanlışlık şurada; maddi kâr insan icadı bir hayal ürünü, yaşam şartları (hava, su, gıda, sağlık ve eğitim) ise gerçek değerler.

- Konuya döneyim, Youtube'da "Running With The Night" parçasının orijinal klip videosu mevcut ancak tam da yukarıda izah ettiğim gibi, parçayı klibe uydurmak için canım solonun en güzel yerini kesip atmışlar, o yüzden solonun tamamının bulunduğu bu videoyu paylaşıyorum:






- Bunun haricinde Michael Jackson'un Thriller albümünü anmadan geçemem. Onu daha sonra plaktan çok dinledim. "Beat It" şarkısındaki Van Halen'in solosu beni çok etkilemişti:







 - Şimdi bir başkalarını da hatırladım. Gitar hocam bana George Benson'un canlı konser kaydını kasede çekmişti. "Weekend in LA" albümü. Siemens Walkman'imde en çok çalmış albüm bu olabilir. Aman tanrım, ne besteler ne performanslar ne sololar. Tamamı burada:






Sonra, Larry Carlton'un albümü "Strikes Twice". Bu da gitar hocamın bana plaktan kasede çektiği ve walkman'imde en fazla çalan 2ci albümdür:






- Daha sonra İstanbul'a geldiğimde Steely Dan'i keşfettim. İlk arabamın teybinde en çok çalan albüm sanırım Live In America albümüdür:







14) Türkiye'de en çok hangi müzisyen ile çalışmak istersiniz?

İş arkadaşlarına starlık taslamayan, gelişmeye açık, yenilikçi fikirleri olan herhangi müzisyenle çalışabilirm. Günümüz dünya düzeninde yaşam sürdürmek henüz paraya bağlı olduğu için, ve ben müzikten geçiniyor olduğum için, bu kimselerin kazanç üretiyor olması ve etrafını sömürmeyen tiplerden olması da önemli. Ancak bu ileride değişebilir, kaynak-bazlı ekonomiye geçişi tamamlayabilirsek yaşamımızı sürdürmek illa para kazanmaya bağlı olmayacak. O zaman çalıştığım müzisyenlerin kazanç üretip üretmemelerinin bir önemi kalmayacak.




15) Dünyada en çok sevdiğiniz ve beraber çalışmak istediğiniz müzisyenler kimlerdir ?

2007 yılında Yngwie Malmsteen ile iş yapma olasılığı görüşüldü. Stüdyo 74'e onun albümüne yaylı kaydı yapıp verdim ama Kıraç ile planladığımız ortak turne hayata geçmedi. Olmasını çok isterdim ama olmadı.



16) Çocuğunuzun müzikle uğraşmasını ister miydiniz ?

Tabiki. Seçenekler arasında müziği de mutlaka sunardım. Gerisi hayat şartlarının getirdiği ve kendisinin bileceği iş.



17) Ülkemizin dünya çapında müzisyen çıkarmamasının sebebi sizce nedir ?

Dünya çapında müzisyenimiz yok değil esasında. Fazıl Say, Aydın Esen, Erkan Oğur, belki daha düşünsem başka da sayabilirim. Belki kastettiğin dünya çapında pop starlardır. Bunun cevabını bilmiyorum, ancak spekülasyon (dayanaksız görüş) yapabilirim. 
Görüşüm şudur ki bu tek bir sebepten değil, daha çok zincirleme sebeplerden. Dünyada en çok konuşulan diller sırasıyla Çince, İspanyolca ve İngilizce. Çince'nin bizim bildiğimiz müzik sektörüne etkisi yok gibi. Nasıl olmadı onu bilmiyorum. Ancak bildiğimiz müzik sektörünün kalbi İngiltere ve Amerika olduğu için bu ülkelerin çıkardığı starların hakim olduğunu görüyorum. İngilizce ve İspanyolca müzikler hakim. Çince hariç, hakim olan diller ile müzikler arasında tutarlılık var sanki. Sektörün kalbi oralarda atıyor, okulundan, enstrumanından, kayıt teknolojisinden mühendislerine kadar onlar yapıp satıyor, bizler alıyoruz. O hacimlerde iş yapmak için oranın kurallarına göre oynamak lazım sanırım. Örneğin Yngwie Malmsteen Isveçlidir ama kendini Amerikalı sayıyor. Örneğin futbolcu Mesut Özil Türk diyoruz ama Almanya'da yetişmiş, kendisine Türk demeye bin şahit ister.. Kısaca, bu kafalarla, bu alışkanlıklarla o hacimlerde iş yapmak mümkün değil sanırım.


Bir bakışa açısı daha eklemek istiyorum. Avrupa'da çeşitli ülkelerde bulundum, Amerika ve Avustralya'ya da gittim. Şunu farkettim ki Türkiye insan beynine çok saldıran bir yer. Dört bir tarafta dev bilboardlar, reklamlar, ışıklar, logolar, yüksek ses.... Şirketler ve marketingciler adeta bağırıyor, bana bakın, beni dinleyin, benim ürünümü alın diye.

İnsan beyninin nasıl çalıştığını biraz bildikten sonra, bu tip bir ortamın daha derin düşünmeyi, yaratıcı fikir bulmayı ve problem çözme yetisini engellediğini anlamak mümkün. Özetle, bu ortamda insanlar bir şeyler üretmekten çok, ancak tüketirler.




18) Tarzınız dışında başka hangi tarzda müzik yapmak istersiniz ?

Tarzların beraberinde getirdiği kültüre bakarım. Şarkıyı söyleyen ile enstrumanları çalanlar arasında sınıf farkı gören kültürleri almayayım. Bir de "gıy-gıy" dediğim sürekli bayık, kendine acıyan tarzları almayayım, gerisi tamamdır. Benim için iyi icra edilen ve kötü icra edilen müzik vardır, o kadar.




1 yorum: